13 Mayıs 2013 Pazartesi

TÜLAY


            Tülay o sabah alarmı çalmadan on beş dakika önce bir karın ağrısıyla uyandı. Yataktan çıkmak istemiyordu ama çıkmasa da olacak gibi değildi. Kendini zorlayarak doğruldu ve karın ağrısına baş ağrısı da eklendi. Hafif bulanık gören gözlerle başucundaki gözlüğünü seçemedi ve el yordamıyla lavaboya gitti. Okul formasını giydi, giyinirken çorabının yırtık olduğunu fark etti. Binbir lanet okuyarak çorabını çıkardı ve hareketleri yüzünden buruşan üniforması üzerinde çekmecelerde çorap aramaya başladı.Evin içinde koşturarak öğle yemeğini hazırladı ve elinde montu, bağcıkları yarı bağlanmış ayakkabılarla kendini dışarı attı. Otobüse son anda yetişti. Şans eseri boş bir yer bulup oturdu ve mutsuz bir halde dışarı baktı. Okula gidecekti de ne olacaktı? Onunla aynı görüşleri paylaşmayan, aslında hiçbir görüşü olmayan, kendilerini kanıtlamak için garip yollar seçmiş olan insanlarla karşılaşacaktı. Saçma sapan yargılamalara maruz kalacak, düşünce yapısı sorgulanacak, yetenekleri ona karşı çarpıtılacak ve gurur duyduğu değerleriyle sınanacaktı. Dersleri önemliydi elbette ama onu korkutan dersleri değildi. Anlaşılmamış olmak onu daha çok üzüyordu. Kendine söz verdi; "Bugün olmak istediğim insan olacağım. Kimsenin ne düşündüğü umrumda değil. Aklıma ne gelirse söyleyeceğim. Daha fazla içime atmayacağım. Fikirlerim var ve insanların bunu bilmesini, farklı olduğumu farketmelerini izliyorum." O gün okulda daha iyimserdi. Daha iyi hissetti. Herkesi eleştirdi, ağzına ne geldiyse söyledi. Farkında olmadan birçok insanın kalbini kırdı, asıl istediği şey bu değildi. Eve döndü. Çok yorulmuştu. Hemen yatağa yattı. Bütün günü gözlerinin önünden geçti ve her sahnede kendini daha az samimi buldu. Kafasında canlanan bütün resimlerde salak bir kız gibiydi. Saçmaydı. Boştu. Gözleri doldu. Kendi kendini hayal kırıklığına uğrattığını fark etti. Göz yaşlarını tutamadı. Buna inanmak istemiyordu ama o farklı değildi. Farklı olmayı o kadar çok istemişti ki. Basit olduğunu farkeden herkes gibi o da artık kim olduğunu bilmiyordu. Hıçkırarak uykuya daldı ve ne yazık ki, bugün olmak istediği insan olmak yarınını elinden almıştı. Tülay bir sonraki sabah okula gitmedi. Bütün gününü evlerinin yakınındaki bir parkta geçirdi. Müzik dinledi, kitap okudu ve doğanın keyfini çıkardı. O akşam eve dönmedi. Bir sonraki gün içerisinde de onu kimse görmedi. Bir ay sonra cesedini sahilden çıkardılar. Hiçbir eşyasını bulamadılar. Bunun bir cinayet olup olmadığını belirleyecek bir kanıtları yoktu. Sadece sol avucunun içinde "1984" yazıyordu. Bu da kimseye bir şey ifade etmediğinden kimse bir şey yapmadı. Belirsizlikler içinde Tülay'ı gömdüler ve belirsizlikler içinde onu unuttular. On beş sene sonra babasının da ölümüyle artık onu hatırlayan kimse kalmamıştı.
                                                                                                                              -SH



1984
#2013.05.13