23 Nisan 2014 Çarşamba

POLİSİYE ROMANLARDA FELSEFE'NİN ETKİSİ

POLİSİYE ROMAN PSİKOLOJİSİ

Yapısı gereği şüphe duyan, merak eden ve araştıran insan beyni; gizem çözmekte olduğu kadar yaratmakta da ustadır. Suç, cinayet, bilinmezlik, kurgu oluşturmak ya da herhangibir gizemi çözmek... Bu felsefi bir problem de olabilir, sadece polisiye bir kitap da olabilir. Peki polisiye roman yazarı/okuyucusu hakkında neler söylenebilir?

Polisiye sevdası, 1882'de “The Nothing Hill Mystery” ile başladı.
Agatha Christie, Sir Arthur Conan Doyle, Edgar Allan Poe ile devam etti, allandı budaklandı. Çoğu okuyucu belki de sadece olay örgüsünden etkilendi, hikayenin altında yatanları, karakterlerin neleri temsil ettiğini farketmedi.

Bir insan neden polisiye roman okur? Bir cinayete kurban gitmediğini düşünüp mutlu olmak için mi, diğer insanların nasıl çıkarım yapabileceğini anlayabilmek için mi, sadece katili tahmin edip egosunu tatmin etmek için mi?


POLİSİYE ROMANLARDAKİ FELSEFİ ETKİLER

Polisiye romanlarda her zaman bir gizem ve bu gizemin peşini bırakmayan bir dedektif, polis memuru, gazeteci vardır. Karakter, gizem çözülene kadar rahat etmez. Kendini tamamen olaya adar. Burada karakter felsefe gibidir. Soru sormayı bırakmaz. Bulduklarını kümeleyerek, birleştirerek sonuca ulaşma çabası içindedir. Kanıtlardan yola çıkarak elde ettiği bulgularla bir bağlam oluşturur ve bu bağlamda “gizemi” çözer.


BİLGİ FELSEFESİ AÇISINDAN SHERLOCK HOLMES

Sherlock Holmes bi pragmatist ve empristtir. Sadece faydalı gördüğü olgularla ilgilenir. “Kızıl Dosya(A Study in Scarlet)”da Sherlock Holmes'un arkadaşı Dr. John Watson, arkadaşının bilgisinin sınırsız olduğu kadar da kısıtlı olduğunu düşünür ve Sherlock Holmes'un sınırları hakkında bir liste hazırlar;

Sherlock Holmes – Sınırları:

1.)Edebiyat Bilgisi – Sıfır
2.)Felsefe Bilgisi - Sıfır
3.)Astronomi - Sıfır
4.)Siyaset - Zayıf
5.)Botanik – Değişken
Güzelavrat otu, afyon ve genel olarak zehirler konusunda bilgili.
Bahçıvanlık konusunda hiçbir şey bilmiyor.
6.)Jeoloji Bilgisi – Pratik, ama sınırlı
Toprak çeşitlerini bir bakışta birbirinden ayırt edebiliyor.
Yürüyüşlerden sonra, bana pantalonuna sıçrayan çamurları gösteriyor ve renklerine bakarak o lekeleri Londra'nın ne tarafında üzerine sıçrattığını söyleyebiliyor.
7.)Kimya Bilgisi - Derin
8.)Anatomi – Eksiksiz, ama sistematik değil
9.)Suç Yazını – Geniş
Bu yüzyıl içinde vuku bulan dehşetli playları en ince ayrıntılarına kadar biliyor.
10.)Kemanı iyi çalıyor.
11.)Mahir bir eskrimci, boksör ve kılıç kullanmayı iyi biliyor.
12.)İngiliz yasalarına dair pratik bir bilgisi var. ”

Öyleyse Sherlock Holmes, sadece ihtiyaç duyduğu bigilere sahip. Ona bir fayda sağlamayacaksa üzerinde düşünme gereği bile duymuyor. John Locke'un dediği gibi, zihnini boş bir tablo(tabula rasa) gibi düşünüyor. Kitapta ve İngiliz yapımı Sherlock dizisinde “Zihinlerimiz birer tavan arası gibiler. Çoğu insan o tavan arasına ne bulursa doldurur, zamanla gereksiz şeylerin arasında asıl ihtiyaç duyduğunu bulamamaya başlar. Ben ise tavan arama sadece ihtiyacım olan şeyleri depolarım, gereksizlikler arasında kaybolmam ” der, Amerikan yapımı Elementary dizisindeyse asistanı Dr. Joan Watson'a -ki kendisi o yapımda kadın bir karakterdir- bunları söyler ve su dolu bir bardağa yağ doldurmaya başlar, bu benzetmede gereksiz bilgiler yüzünden zamanla işe yarayan bilgilerin uçup gittiğini anlatmaya çalışır.

Sana tekrar söylüyorum sevgili Watson, eğer imkansızı elersen, geriye kalan her ne kadar mümkün gözükmese de gerçeğin ta kendisidir.”
-Sherlock Holmes

Gene Emprist görüşte, John Locke, iç ve deneylerden bahseder. Dış deneyde zihinde kavramlar oluşur. Kavramlar arasında bağ kurarak yargı oluşturmak ise iç deneydir. Shelock Holmes, dış deneylerde yani gözlemde diğer insanlara nispeten daha dikkatli bu yüzden de daha “iyi” olduğundan iç deneyleri de daha “sağlıklı” ve daha işe yarar olacaktır. Onu diğer dedektiflerden ayıran özelliği budur.

Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes'un başarıları ile Pragmatizm'in ve Emprizm'in artılarını gösterirken , Sherlock'un hatalarını düzeltmesine istemeden de olsa sebep olan ve Sherlock Holmes'un “ona davalrda ışık tuttuğunu ve düşünce silsilelerinin kusursuz işlemesine yardımcı olduğunu” söylediği Dr. Watson da bu düşüncelerin yetersizliğini gösterir. Emprizm'in ve Pragmatizm'in yetersiz kaldığı yerde Watson devreye girer. Ancak Dr. Watson ve Sherlock Holmes dostturlar. Bilimden tamamen ayrılmayan duygusal insan zihni ile tamamen bilime dayalı düşünce birbirlerinin zıtları değil, tamamlayıcılarıdır.

AHLAK FELSEFESİ AÇISINDAN SHERLOCK HOLMES

Populus me sibilat; at mihi plaudo ipse domi simul ac nummos contemplor in arca.”
(“İnsanlar bana kızsa da kasamdaki paraları düşündükçe evde kendimi alkışlıyorum.” - Horaticus, Hiciv 1)
-Sherlock Holmes, A Study In Scarlet (Kızıl Dosya)
Sherlock'un ahlak anlayışı Jeremy Bentham'ın anlayışıdır. Sherlock için önemli olan kendisinin meşgul olmasıdır, ortada çözülecek bir cinayet olması onu mutlu eder. Bentham, haz verecek şeylerin ölüçüsünü acı vereceklerin karşısında tartıp ölçebilen, büyük hazlar için küçük hazlardan vazgeçmeyi bilen insanın erdemli olduğunu söylemiştir. Sherlock'un küçük davalarla vakit kaybetmemesi, İngiliz yapımı dizide gururundan abisinin önerdiği davayı çözmeyi reddedip, davayı gizlice araştırması, bütün planın mükemmel ve dahice olacağını düşündüğünden Moriarty'nin planını çözememesi ve sonunda kendi ölümünü hazırlaması, iki sene boyunca arkadaşları onu ölü bilirken Moriarty'nin suç ağını temizlemesi hep büyük hazlara yönelmesindendir. Böylece bilgi problemindeki gibi ahlak probleminde de Sherlock, rasyonel ve akılcı tutumunu korur.

Sonuç olarak, Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes kitapları ile okurlarına akılcılığın her şeyde “moda” olmasından etkilenerek katı bilimin de tökezleyebileceğini bize kanıtlamıştır. Doyle'un Sherlock Holmes'u konu alan kitapları hem polisiye hem de felsefi romanlardır.


Seren Küner
-SH
423.1984
#14