POLİSİYE
ROMAN PSİKOLOJİSİ
Yapısı
gereği şüphe duyan, merak eden ve araştıran insan beyni; gizem
çözmekte olduğu kadar yaratmakta da ustadır. Suç, cinayet,
bilinmezlik, kurgu oluşturmak ya da herhangibir gizemi çözmek...
Bu felsefi bir problem de olabilir, sadece polisiye bir kitap da
olabilir. Peki polisiye roman yazarı/okuyucusu hakkında neler
söylenebilir?
Polisiye
sevdası, 1882'de “The Nothing Hill Mystery” ile başladı.
Agatha
Christie, Sir Arthur Conan Doyle, Edgar Allan Poe ile devam etti,
allandı budaklandı. Çoğu okuyucu belki de sadece olay örgüsünden
etkilendi, hikayenin altında yatanları, karakterlerin neleri temsil
ettiğini farketmedi.
Bir
insan neden polisiye roman okur? Bir cinayete kurban gitmediğini
düşünüp mutlu olmak için mi, diğer insanların nasıl çıkarım
yapabileceğini anlayabilmek için mi, sadece katili tahmin edip
egosunu tatmin etmek için mi?
POLİSİYE
ROMANLARDAKİ FELSEFİ ETKİLER
Polisiye
romanlarda her zaman bir gizem ve bu gizemin peşini bırakmayan bir
dedektif, polis memuru, gazeteci vardır. Karakter, gizem çözülene
kadar rahat etmez. Kendini tamamen olaya adar. Burada karakter
felsefe gibidir. Soru sormayı bırakmaz. Bulduklarını kümeleyerek,
birleştirerek sonuca ulaşma çabası içindedir. Kanıtlardan yola
çıkarak elde ettiği bulgularla bir bağlam oluşturur ve bu
bağlamda “gizemi” çözer.
BİLGİ
FELSEFESİ AÇISINDAN SHERLOCK HOLMES
Sherlock
Holmes bi pragmatist ve empristtir. Sadece faydalı gördüğü
olgularla ilgilenir. “Kızıl Dosya(A Study in Scarlet)”da
Sherlock Holmes'un arkadaşı Dr. John Watson, arkadaşının
bilgisinin sınırsız olduğu kadar da kısıtlı olduğunu düşünür
ve Sherlock Holmes'un sınırları hakkında bir liste hazırlar;
“Sherlock
Holmes – Sınırları:
1.)Edebiyat
Bilgisi – Sıfır
2.)Felsefe
Bilgisi - Sıfır
3.)Astronomi
- Sıfır
4.)Siyaset
- Zayıf
5.)Botanik
– Değişken
Güzelavrat
otu, afyon ve genel olarak zehirler konusunda bilgili.
Bahçıvanlık
konusunda hiçbir şey bilmiyor.
6.)Jeoloji
Bilgisi – Pratik, ama sınırlı
Toprak
çeşitlerini bir bakışta birbirinden ayırt edebiliyor.
Yürüyüşlerden
sonra, bana pantalonuna sıçrayan çamurları gösteriyor ve
renklerine bakarak o lekeleri Londra'nın ne tarafında üzerine
sıçrattığını söyleyebiliyor.
7.)Kimya
Bilgisi - Derin
8.)Anatomi
– Eksiksiz, ama sistematik değil
9.)Suç
Yazını – Geniş
Bu
yüzyıl içinde vuku bulan dehşetli playları en ince ayrıntılarına
kadar biliyor.
10.)Kemanı
iyi çalıyor.
11.)Mahir
bir eskrimci, boksör ve kılıç kullanmayı iyi biliyor.
12.)İngiliz
yasalarına dair pratik bir bilgisi var. ”
Öyleyse
Sherlock Holmes, sadece ihtiyaç duyduğu bigilere sahip. Ona bir
fayda sağlamayacaksa üzerinde düşünme gereği bile duymuyor.
John Locke'un dediği gibi, zihnini boş bir tablo(tabula rasa) gibi
düşünüyor. Kitapta ve İngiliz yapımı Sherlock dizisinde
“Zihinlerimiz birer tavan arası gibiler. Çoğu insan o tavan
arasına ne bulursa doldurur, zamanla gereksiz şeylerin arasında
asıl ihtiyaç duyduğunu bulamamaya başlar. Ben ise tavan arama
sadece ihtiyacım olan şeyleri depolarım, gereksizlikler arasında
kaybolmam ” der, Amerikan yapımı Elementary dizisindeyse asistanı
Dr. Joan Watson'a -ki kendisi o yapımda kadın bir karakterdir-
bunları söyler ve su dolu bir bardağa yağ doldurmaya başlar, bu
benzetmede gereksiz bilgiler yüzünden zamanla işe yarayan
bilgilerin uçup gittiğini anlatmaya çalışır.
“Sana
tekrar söylüyorum sevgili Watson, eğer imkansızı elersen, geriye
kalan her ne kadar mümkün gözükmese de gerçeğin ta kendisidir.”
-Sherlock
Holmes
Gene
Emprist görüşte, John Locke, iç ve deneylerden bahseder. Dış
deneyde zihinde kavramlar oluşur. Kavramlar arasında bağ kurarak
yargı oluşturmak ise iç deneydir. Shelock Holmes, dış deneylerde
yani gözlemde diğer insanlara nispeten daha dikkatli bu yüzden de
daha “iyi” olduğundan iç deneyleri de daha “sağlıklı” ve
daha işe yarar olacaktır. Onu diğer dedektiflerden ayıran
özelliği budur.
Sir
Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes'un başarıları ile
Pragmatizm'in ve Emprizm'in artılarını gösterirken , Sherlock'un
hatalarını düzeltmesine istemeden de olsa sebep olan ve Sherlock
Holmes'un “ona davalrda ışık tuttuğunu ve düşünce
silsilelerinin kusursuz işlemesine yardımcı olduğunu” söylediği
Dr. Watson da bu düşüncelerin yetersizliğini gösterir.
Emprizm'in ve Pragmatizm'in yetersiz kaldığı yerde Watson devreye
girer. Ancak Dr. Watson ve Sherlock Holmes dostturlar. Bilimden
tamamen ayrılmayan duygusal insan zihni ile tamamen bilime dayalı
düşünce birbirlerinin zıtları değil, tamamlayıcılarıdır.
AHLAK
FELSEFESİ AÇISINDAN SHERLOCK HOLMES
“Populus
me sibilat; at mihi plaudo ipse domi simul ac nummos contemplor in
arca.”
(“İnsanlar
bana kızsa da kasamdaki paraları düşündükçe evde kendimi
alkışlıyorum.” - Horaticus, Hiciv 1)
-Sherlock
Holmes, A Study In Scarlet (Kızıl Dosya)
Sherlock'un
ahlak anlayışı Jeremy Bentham'ın anlayışıdır. Sherlock için
önemli olan kendisinin meşgul olmasıdır, ortada çözülecek bir
cinayet olması onu mutlu eder. Bentham, haz verecek şeylerin
ölüçüsünü acı vereceklerin karşısında tartıp ölçebilen,
büyük hazlar için küçük hazlardan vazgeçmeyi bilen insanın
erdemli olduğunu söylemiştir. Sherlock'un küçük davalarla vakit
kaybetmemesi, İngiliz yapımı dizide gururundan abisinin önerdiği
davayı çözmeyi reddedip, davayı gizlice araştırması, bütün
planın mükemmel ve dahice olacağını düşündüğünden
Moriarty'nin planını çözememesi ve sonunda kendi ölümünü
hazırlaması, iki sene boyunca arkadaşları onu ölü bilirken
Moriarty'nin suç ağını temizlemesi hep büyük hazlara
yönelmesindendir. Böylece bilgi problemindeki gibi ahlak
probleminde de Sherlock, rasyonel ve akılcı tutumunu korur.
Sonuç
olarak, Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes kitapları ile
okurlarına akılcılığın her şeyde “moda” olmasından
etkilenerek katı bilimin de tökezleyebileceğini bize
kanıtlamıştır. Doyle'un Sherlock Holmes'u konu alan kitapları
hem polisiye hem de felsefi romanlardır.
Seren
Küner
-SH
423.1984
#14
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder